Kim kimi yuttu!
Global piyasalarda taşlar yerinden oynuyor, kartlar yeniden dağıtılıyor. Gelişmekte olan ülkelerden çıkan şirketler, dünya devi şirketleri satın alarak çarkın yönünü tersine çeviriyor. Ekonomi dünyasının bu yeni misafirlerine zamanla yenileri eklenirken bir zamanların devleri tarih sahnesinden siliniyor.
IBM, General Motors, Toy's R' Us ve Walt Disney gibi şirketler ile CNN ve USA Today gibi medya devlerinin hepsi 1929, 1974 ve 1981'deki ekonomik krizlerin ardından doğmuştu. Bu devlerin bir kısmı yaşanan son finans krizine yenik düşerken, kriz yeni devler doğurmaya devam ediyor. Ancak bu defa küresel devler ABD'den değil, dünyanın öteki ucundan, yani Çin ve Hindistan'dan çıkıyor...
Küreselleşmenin yarattığı fırsatları değerlendirerek dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline gelen Çin, Brezilya, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler ABD, Avrupa ve Japonya'nın egemenliğine son vererek dünyanın yeni merkezleri konumuna erişti.
Bu süreçte özellikle Çin ve Hindistan merkezli şirketler de dünyaya hükmedecek büyüklüklere ulaştı. Artık Fortune dergisinin ünlü listelerindeki batılı şirketlerin sayısı büyük bir hızla azalıyor, yerlerini Çinli ve Hintli şirketler alıyor.
ABD şirketleri geriliyor Fortune 500 listesinin son beş yıldaki değişimine göz atmak bile dünyadaki büyük dönüşümü anlamaya yetiyor. Örneğin 2005 yılında en büyük 500 şirketin 176'sı ABD'den çıkarken, bu sayı bu yıl 140'a kadar geriledi.
Listedeki İngiliz şirketi sayısı 35'ten 26'ya indi. Büyük bir çöküş yaşayan Japon şirketlerinin sayısı ise 81'den 69'a geriledi. Bu kadar da değil... 1989 yılında dünyanın en değerli 20 şirketi arasında 14 Japon şirketi vardı. İlk beşten dördü de Japonlardan oluşuyordu. Geri kalan beş şirket ABD'li, bir şirket ise Hollanda kökenli idi. 2007 yılında gelindiğinde ise 20 şirketin sekizi Çin'den, yedisi ABD'den... İlk 20'de Japon şirketi yok. Yani Japonlar adeta ortadan yok oldu.
Çinliler geliyor Aynı dönemde en büyük 500 şirket arasına girebilen Çinli şirketlerin sayısı ise iki kattan fazla artarak 16'dan 37'ye yükseldi. Listede, Sinopec dokuzuncu, China National Petroleum 13., State Grid 15. sırada yer aldı.
Çin'in kamuya ait petrol şirketi PetroChina ise bu süreçte piyasa değeri açısından ABD'li ExxonMobil'i geçerek dünyanın en değerli şirketi haline geldi. PetroChina'nın piyasa değeri 336 milyar 400 milyon Dolar'a yükselirken, ExxonMobil'in piyasa değeri 335 milyar 900 milyon Dolar'da kaldı. Çinli petrol devi böylece, ABD'li rakibini geride bırakarak, dünyanın en değerli şirketi haline geldi. Bu gelişme, 1,9 trilyon Dolar'lık döviz rezervi bulunan Çin'in küresel ekonomideki rolünün ne derece arttığını bir kez daha gösterdi.
Dev şirketler el değiştiriyor Fortune 500 listesinde Ruslar şirket sayısını üçten sekize, Hintliler ise beşten yediye çıkarak listenin yükselmeyi başaran ender ülkeler arasında yer aldı. Üstelik Çin ve Hindistan kökenli bu şirketler büyümekle kalmıyor, batılı şirketleri de yutuyor.
Örneğin, Çin'in PC alanındaki lideri Lenovo, 2004 yılının sonunda IBM'in PC birimini 1,75 milyar Dolar'a satın aldı. Lenovo'yu hiç tanınmadığı Avrupa ve ABD pazarında güçlendirecek bu satın almanın anlaşmasına göre firma IBM markasını PC'lerinde beş yıl boyunca kullanabilecekti. Ancak kısa sürede güçlü modeller çıkaran ve satış gelirlerini üçe katlayan firma IBM markasını bıraktı. Dünya ikincisi konumuna gelen Lenovo'nun Thinkpad serisinde artık IBM logo ve markası bulunmuyor.
İngiltere'de en fazla yatırım yapan yabancı şirketler arasında Çinliler ilk beş içinde. Üç yıl önce 50 Çinli firmanın faaliyet gösterdiği İngiltere'de halihazırda 170 Çinli şirket var. Tengzhong şirketi ABD'li General Motors'un Hummer birimini 150 milyon Dolar'a satın aldı. China Southern Airlines ise Air France'ın öncülüğündeki Sky Team Havayolları ittifakına katıldı. Başka bir Çin havayolları şirketi Macarların Malev'ine göz koymuş durumda. Çinliler Alcatel ile de cep telefonu üretimi için ortak yatırım anlaşması imzaladı. CNPC ve Sinopec, toplam 44 ülkede petrol üretimi için milyarlarca Dolar'lık yatırım yaptı. CNOOC, UNICAL'i almak için girişimde bulunuyor. Çinli Hutchison Whampoa grubu, Fransız parfüm zinciri Marionnaud'u satın aldı. Meşhur İtalyan markalarını satın alarak sadece isim hakkını kullanma bedeli ödeyen Çinli tekstil firmaları giderek artıyor. 15-20 yıl içinde Çinlilerin en bilinen İtalyan markalarının çoğuna sahip olacaklarına işaret ediliyor.
İngilizlerin prestijiydi Gözler Hindistan'a çevrildiğinde, ilk olarak 75 milyar Dolar'lık pazar hacmi ve 28,8 milyar Dolar'lık geliri ile ülkenin en büyük aile şirketlerinin başında gelen Tata Grubu göze çarpıyor. Otomotiv, gıda ve enerji gibi birçok sektörde faaliyet gösteren grup, son yıllarda özellikle enformasyon teknolojileri ve otomotiv sanayinde adından söz ettiriyor. Tata'nın alt birimi Tata Motors İngilizlerin en prestijli iki markası olan Jaguar ve Land Rover'ı 2008'in Mart ayında 2,5 milyar Dolar karşılığında satın alarak dikkatleri üzerine çekti. Tata'nın bu satın almadaki rakipleri de bir başka Hintli firma olan Mahindra&Mahindra ve Çinli Şanghay otomobil firmasıydı.
Hintli Mittal ile Fransız Arcelor'un birleşmesi de haftalarca gündemi meşgul etti. Dünyanın en büyük çelik üreticisi olan Mittal, Avrupa'nın bir numaralı çelik üreticisi Arcelor'u almak için büyük bir mücadele verdi. Mittal'in sahibi Lakshmi Mittal, 2002'de İspanyol Aceralia, Lüksemburglu Arbed ve Fransız Usinor gruplarının birleşmesiyle doğan Arcelor için ileri düzeyde birçok yetkili ile görüşmeler yaptı ve nihayetinde 25 Temmuz 2006'da şirketin yüzde 59 hissesini 32 milyar Dolar'a satın aldı. Birleşmeden doğan şirketin ismi Arcelor Mittal olarak değiştirildi. Arcelor Mittal şu anda 100 milyon tonu aşan üretimiyle, kendi kulvarında dünya genelinin yüzde 10'unu kontrol ediyor.
Çelik sektöründeki konsolidasyon dalgası Corus ve Tata ile devam etti. İngiliz-Hollanda ortaklığındaki çelik üreticisi Corus, Tata'nın sunduğu 8,6 milyar Dolar'lık teklifi kabul etti ve böylece 25 milyon ton üretim yapacak bir şirket yaratılmış oldu.
Meksika kökenli hazır beton üreten şirketi Cemex, şirket alımlarıyla Amerika'nın ve İngiltere'nin en büyük çimento firması haline geldi. Brezilya kökenli özel jet üreticisi Embraer şirketi, Kanada ve Amerika'ya yaptığı açılımlarla, bugün bazı alanlarda dünya devleri Airbus ve Boeing'i tehdit eder konuma ulaştı.
Çin'in otomotivde lider ihracatçı firması Chery, Avrupa, Ortadoğu ve Güney Amerika'da fabrika inşa etmeyi planlıyor. 6 milyar Dolar'lık ihracat tutarıyla Brezilyalı gıda firmaları Sadia ve Perdigao gibi onlarcası ise sahneye çıkmayı planlıyor.
Süreç tersine döndü Peki, yıllarca işgücü adı altında dünya devlerine hizmet eden bu ülkeler, nasıl oldu da bu süreci tersine çevirmeye başladılar? Bosphorus Consulting Group'a (BCG) göre, gelişmekte olan ülkeler satışlarını ve ürünlerini artık uluslararası şartlara adapte ediyor. Ulusal pazarları zaten kendilerine birçok avantaj sağlayan bu ülkeler, elde ettikleri tasarruflarını yurtdışında değerlendirme imkanına rakiplerine göre daha kolay erişebiliyor.
Bununla birlikte gelişmekte olan bir ülkede dev bir isim olabilmek kolay değil. Bozuk düzeni bir yerlerinden tutup toparlayabilmek, gelişmiş bir ülkede bir marka yaratmaktan çok daha zahmetli. Kıt imkanlarla bir şeyler başarmaya çalışan yöneticiler, bu koşullarda daha esnek olmak zorunda. Yaşadıkları yerel zorlukların, kabiliyetlerini bilemelerine olanak sağladığı söylenebilir. Zayıflıktan ve kargaşadan yaratılan bu fırsat ve nihayetinde yaşadıkları serbestleşme hareketi, bahsi geçen ülkeleri çokuluslu firmalarla yarışabilecek platforma getirdi.
Tata Grup Başkanı Ratan Tata, verilebilecek en güzel örnek... Tata, yabancı pazarlara yönelmeden önceki 10 yılını, dağınık ve yıpranmış Hindistan iş dünyasını düzenlemeye harcadı. Yıllardır devam eden bozuk düzen, ülke içindeki yerel birleşmeler neticesinde yabancı ortama direnecek güce kavuşabildi. Hindistan'ın IT ve dış kaynak kullanım sektöründeki başarısı, zamanla tekstil ve ecza sanayi tarafından da örnek alındı. İlaç yapımında dünya markası haline gelen Ranbaxy gibi firmalar, bu dönemin birer sonucuydu.
Başarının anahtarı Tabii ki her başarı gibi, gelişmekte olan ülkelerin bu başarısı da belli bir strateji etrafında zaman içerisinde şekillenerek meydana geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin izlediği beş temel strateji mevcut. Yeni dünya devleri, bu beş stratejiden birini benimseyerek dünyaya isimlerini duyuruyor.
Bu stratejilerden ilki yerel bir markayı global alana taşımak. Çin'in 3,3 milyar Dolar'lık tüketici elektroniği grubu Hisense, bu stratejiyi uygulayan şirketlere verilebilecek en güzel örneklerden biri. Yerel pazarın yüzde 10'una sahipken ürün yelpazesine klima, PC ve telekomünikasyon cihazları ilave ederek dünya pazarlarına yönelen marka, şu anda yılda 10 milyonun üzerinde televizyon ve 3 milyonun üzerinde klimayı, hizmet sunduğu 40'tan fazla ülkede satıyor. Fransa gibi kimi ülkelerde en çok satan düz ekran televizyon markası olma unvanını kazanan Hisense; Cezayir, Macaristan, İran, Pakistan ve Güney Afrika'da üretim yapıyor. Çin pazarının sunduğu ucuz üretim imkanı, firmanın şık dizaynı ve dünya standartlarındaki ARGE merkezi gibi diğer avantajlar, global arenaya taşınmasında önemli etkenler olarak karşımıza çıkıyor.
Bajaj Auto ise zincirlerini kıran bir diğer gelişmekte olan ülke markası. Şirket Hindistan'ın en büyük iki ve üç tekerlekli araç üreticisi. Satışları 2000 yılından itibaren ikiye katlanan şirketin cirosu 2,3 milyar Dolar. Kendilerine uygulanan tarife engellerinden yerel birleşme ve satın almalar yoluyla uzak durmaya çalışan şirket, organik büyüme avantajını kullanarak rekabet avantajı sağlıyor.
Bir diğer strateji örneğini de Embraer'de görmek mümkün: Yerel mühendislik yeteneğini global alanda yenilik yaratma adına kullanmak. Brezilya hükümeti tarafından desteklenen ve büyük oranda özelleştirilen Embraer, Kanada'nın Bombardier firmasını geride bırakarak dünyanın bir numaralı bölgesel jet üreticisi koltuğuna oturdu. Firmanın toplam satış satışının yüzde 95'i yurtdışına yapılıyor. Bu statüyü elde etmesinde gelişmiş ARGE merkezi büyük rol oynuyor.
Kimi firmalar uzmanlık alanlarını ve ürün yelpazelerini zenginleştirerek dünyaya geniş bir çerçeveden seslerini duyurmak isterken, kimileri de spesifik bir kategoride en iyi hizmet için uzmanlaşarak global liderliğe oynuyor. Farklı bir strateji olarak tanımlanan bu modelde, iki Çin firmasının fark edilir bir üstünlüğü var. Bunlardan biri pil üreticisi BYD. Emek yoğun üretim sistemini benimseyen firma, düşük işgücü maliyeti sayesinde rekabet avantajı elde gediyor. Bir diğer firma ise, Hong Kong merkezli ve üretiminin büyük bir kısmını Çin'de gerçekleştiren Johnson Electric. Firmanın uzmanlık alanı kameralar ve arabalar için küçük elektrik motorları üretmek. Bu alanda ne kadar büyüyebileceğini düşünenler için cevap hemen hazır: Bir BMW'de aynaları ve koltukları hareket ettirme amaçlı 100'den fazla küçük elektrik motoru mevcut; firma bir günde yaklaşık 3 milyon adet üretim yapıyor ve bunların çoğu ihracata yönlendiriliyor.
Üretilen malın niteliği kadar önemli olan pazarlama ve dağıtım fonksiyonlarını stratejisine katan firmalar da başarıya göz kırpıyor. Bu firmaların en önemli avantajı ise, yerel pazarlarında mevcut olan doğal kaynaklar. Sadia ve Perdigao, Brezilya'da bolca bulunan kümes hayvanları ve hububat gibi gıda maddelerini düşük maliyetli işgücü ile işleyerek dünya çapında düzenledikleri organizasyonlarda satışa sunuyorlar. Üretim, pazarlama, dağıtım alanlarındaki boşlukları doldurarak büyüyen ve birer dünya devi olmaya oldukça yaklaşan bu isimlerin dışında, tamamen özgün, yeni bir iş modeli yaratarak birden fazla pazara hizmet sunma stratejisini benimseyen bir isim daha var: Hazır karışımlı beton sektöründe dünyanın en büyük tedarikçisi; Meksikalı Cemex.
Dünyaya meydan okuyan Türkler Türk şirketler de geleceğe yön veren dünya devleri arasında yerlerini alıyor. Artık Türk markaları da global yarışın içinde ve büyük satın alma ve birleşmelerle adından söz ettiriyor. Boston Consulting Group'un araştırmasına göre geleceğin en etkin 100 şirketi arasında Koç, Sabancı, Vestel ve Şişecam da bulunuyor.
Türkiye'nin global ekonominin bir parçası durumuna gelmesi, diğer ülkelerde olduğu gibi şirketlerin büyüme adına yeni stratejiler geliştirmelerine yol açtı. Kimi şirketler, tecrübelerini daha olgunlaşmamış, doymamış pazarlara ihraç ederken, kimileri ise dikey entegrasyon ile şirketlerin ana faaliyet alanları etrafında büyüme yolunu seçti.
Örneğin Vestel, 2006 yılında İskandinav ve Kuzey Avrupa ülkelerinde yüksek bilinirliğe sahip Finlux ve Luxor markalarını satın alarak bu markalar altında da üretim ve yurtdışı satışlarla pazar atağına geçti.
Alman ekolünün hakim olduğu ülkelerde yaygın olan Graetz markasını ve Vestfrost'u satın alan Vestel, böylelikle Avrupa'da elini güçlendirdi.
1997 sonunda Fransa'nın 250 yıllık güpür markası Bel-Air'i satın alan Zorlu Grubu 1999'da ise ABD pazarına çarşaf üretmek üzere bu ülkede şirket kurdu. Grup, daha sonra enerji sektörüne yönelerek Rusya'nın en büyük özel enerji santralı Kozhukho'yu da bünyesine kattı. Grup şirketlerinden Korteks ise 1997'de Güney Afrika'ya yatırım yaptı. Daha sonra ise İngiltere kraliyet ailesinin markası Royal Ascot'la el sıkışarak, markanın Avrupa lisans haklarını aldı.
|