Hakkımızda

İndeks İçerik

İndeks İletişim

Sosyal Medya Danışmanlığı

Konuşmacı Ajansı

Görsel Ajans

Projelerimiz

İndeks Gazete

İnsan Kaynakları

Anasayfa    Site Haritası    İletişim    English
   

“Haydi kızlar yollara”

Yol; özgürlük ve yenilenme demek. Bu yüzden sıkılıp bunaldıkça yollara vururuz kendimizi. Nefes alır, tazeleniriz. Çıkış noktamız ne olursa olsun her defasında farklı coğrafyaları keşfe dalar; özgürlüğün tadını çıkarırız.

Başı sonu yoktur gidilen yolların, yolculukların... Tanımadığımız insanlarla yeni hayatlara karışıp, bilmediğimiz güzergahlarda kayboluruz. Tren garları, otobüs terminalleri ya da havalimanları birer sığınağımız olur. Elimizde biletler, sırtımızda çantayla heyecanla yol alırken kulağımızdaki melodilerle bir anda hafifleriz. Sınırları aştıkça, sınırsız oluruz. Böylece her yolculuk alabildiğine uzar gider ve her yol kendi hikayesini yazmaya başlar.

Uzun yolculuklarda yanımızda oturan bir yabancıya bazen en büyük sırrımızı, en tuhaf hikayelerimizi rahatça anlatırız; çünkü onu bir daha görmeyeceğimizi biliriz. Ama bazen yanımızda oturan gezgin, aslında yollardan hikayeler toplayan bir yazar olabilir ve bir gün bambaşka bir ad ve renkte kendi hikayemizi onun sözcükleriyle yazılmış olarak bir kitapta okuyabiliriz...

Buket Uzuner de sınırları aşıp, kendi yol hikayelerini en çarpıcı şekilde dile getiren gezginlerden. Genç yaşta yollara düşen ve çok sayıda ülke gören Uzuner, 21 yaşında başlayan yolculuğuna bugün de devam ediyor. Dünyayı erken yaşta keşfeden ve yerleşik olmayı hareketsizlik olarak tanımlayan yazar, en iyi ruh halini yollarda yakalıyor.

Uzuner'in, yeni kitabı "Yolda" da tamamı yollarda geçen hepsi sıradan insanların küçük ama sıra dışı yol hikayelerinden oluşuyor. Honolulu ve Hiroşima uçakları; Marakeş, Montreal ve Berlin trenleri; Madrid limuzini ve Helsinki otobüsünde geçen yedi öyküden oluşuyor kitap.

Her yolun bir hikayesi, her hikayenin bir yolculuğu vardır. Sizin yol hikayeniz, yolculuğunuz nasıl başladı?
Çocukken denizaltı kaptanı ya da astronot olmak istiyordum. Böylece kendime sadece gelin ve anne olmaktan başka gelecek düşleri kurma şansına sahip olma olanağı buldum. Benimkiler, dünyayı tanımak, seyahat etmek, yazmak gibi kendime ait hayallerdi. Çocukken yerdeki halının üstüne yatar, orta atlası açar, gözümü kapatır ve haritadan rastgele bir yer seçerdim. Sonra da ansiklopediden o ülkeye ait bilgileri okur, "Büyüyünce buralara gideceğim" diyerek mahalle arkadaşlarıma anlatırdım böbürlenerek.

Bu merakınızı evdekiler nasıl karşıladı?
Memur çocuğuydum. Bu yüzden hayal ettiğim seyahatleri yapabilmem zordu ve ailem de kaygılanırdı ama ben şuna inanıyorum: İnsan çok isteyince kendi olanaklarını yaratabiliyor. Ben de farklı üniversitelerden burslar alarak dünyayı gezmeye başladım. Tabii bu böyle şimdi anlattığım gibi kolay olmadı, sıkıntı çekmedim dersem yalan olur. Yalnızlıklar, endişeler, hasret ve korkular... Ancak emek vermeden de insan istediklerini başaramıyor.

Şu anda nasıl bir seyir izliyorsunuz?
Seyahat etmek için çok zengin olmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Umut olsun diye özellikle gençlere anlatıyorum. Yola çıkmak için merak, cesaret ve başkalarının dayattığı değil de kendi hayatını yaşama isteği paradan daha önemli. İlk olarak Norveç'e Bergen Üniversitesi'ne Mikrobiyel Ekoloji okumaya gitmiştim. İlk müthiş gezim ise Interrail denen 26 yaş altındaki her gencin tek biletle bütün Avrupa'yı trenle bir ayda dolaşabileceği seyahatimdir ki, bunu da her zaman gençlere öneririm. "Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları" adlı ilk gezi kitabım da bir Interrail tren yolculuğu serüvenidir.

Sizi yollara iten şey nedir?
Kendimi bildim bileli, kendimi en iyi hissettiğim ruh halim hep yolda oldu. Kendi içimde ve dışımda yola çıkmayı, yollarda olmayı, yola düşmeyi ve yola vurmayı hep çok sevdim. Yıllar önce büyük dedelerimden birinin gezgin bir Osmanlı şairi ve Mevlevi Şeyhi İbrahim Hakkı Bey olduğunu öğrendiğimde çok mutlu olduğumu ancak sanıldığı gibi "Hah işte bu yüzden" duygusu yaşamadığımı itiraf etmeliyim. Çünkü merak ve seyahat dürtüsünün ille de genetik bir olgu olduğuna hiç inanmıyorum. Herkes, her zaman yola çıkabilir. Hepimiz, seyahat ederek dünyayı ve kendimizi keşfetmeye yetecek kadar büyük bir mirasa sahibiz, insanız. Benimse çocukluğumdan beri baş etmekte zorlandığım iki yüzlülük, eşitsizlik, yalnızlık, ırkçılık, faşizm, kadın düşmanlığı ve savaşlarla başa çıkamayan huzursuz ve asi ruhumu ancak yazarak ve seyahat ederek yatıştırabildiğimi erken yaşlarda keşfedebilmek sanırım hayatta başıma gelen en güzel mucizelerden biri.

Başlarken inanılmaz heyecan verici olan yolculuklar, zamanla işkenceye dönüşebiliyor. Sıkıldığınız zamanlar olmuyor mu?
Olmaz mı, hayatta hiçbir şey mükemmel değil. Hiçbir mutluluk lineer ve devamlı değil ki, seyahatler de öyle olsun. Ama harekette bereket var ve ömrünüzü aynı semtte aynı mahallede sürdürmek gibi, yollarda farklı coğrafyalarda yaşamak da bir tercih meselesidir yalnızca. Her ikisinde de sorunlar, hayal kırıklıkları ve sürprizlerle birlikte ihanet ve kahır var. Yollarda, özellikle yabancı kültürlerde başınıza talihsiz bir olay geldiğinde, kendi evinizdekinde daha korunaksız, savunmasız oluyorsunuz. Mesela, ABD'de çok okunan gezi kitapları arasında ‘‘Keşke Gitmez Olaydım" diye çevirebileceğimiz bir dizi var. Bunlar trajikomik seyahat anıları ki, bütün gezginlerin ve turistlerin başına mutlaka bu tür şeyler gelir.

Sürekli yollarda olmak hayata bakış açınızı nasıl etkiliyor? Artıları olduğu gibi eksileri de vardır mutlaka...
Bu soru çocukken sıkça sorulan "Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?"i anımsattı. Bunca yıl seyahat ettikten sonra bu soruya yanıtım oldukça net: Gezen iyi anlıyor, çok gezen daha iyi anlıyor. Anlamak, bilmekten daha hayati bir olgu. Ne kadar çok gezerse insan, dil, din, cinsiyet veya ırk farklılıklarının hiç de bize öğretildiği gibi önemli olmadığını, sınırların kıtalara ve denizlere değil, insan eliyle yalnızca haritalara çizildiğini anlıyor. Bilgi çalışarak elde edilebilir ama anlamak çok yönlü ve katmanlı bir süreç ve emek istiyor. Anlamak, bilmekten daha zor değiştiriyor insanı. Ve bazı şeyleri ne kadar genç yaşta anlarsak, o kadar bize dayatılan yerine, kendi hayatımızı yaşama şansımız oluyor.

Nasıl bir şans bu?
Bir bakıma kendi kendini kafasından ve yüreğinden doğuruyor insan. Çünkü yolculuk öteki kültürlerin koku, tat, ses ve renkleriyle bize farklı algılama şansı veriyor. Bunu görmek hem dünyevi hırsları törpülüyor hem de barışçıllık yaratıyor. Eksilerine gelince, yerleşmekten çok korkuyorsunuz ve sevdiklerinizin bir kısmı daima uzakta oluyor.

Yoldayken sürekli kalem kağıtla mı dolaşırsınız?
Ben çocukluğundan beri çantamda defter ve kalemlerle dolaşırım. Gün içinde kendime küçük molalar verdiğimde bir köşede çay ya da kahve içerken bile defterlerime notlar alır, kendimle yazarak tartışırım. Hafıza şaşar, hele kurgu yazarının hafızası hayal gücüyle beslenen doğası nedeniyle kendi kurgularını yaparak kaydetmeye alışıktır. Bu nedenle kaydetmek çok önemlidir. Küçük dijital kameraları bu yüzden çok seviyorum ve bazen aynı masanın veya pencerenin, aynı iskelenin veya sokağın farklı saatlerde onlarca fotoğrafını çeker, yazarken kendi kafamda kalan izlerle karşılaştırırım.

Özellikle Türkiye'de kadınlara yol hiç yakıştırılmaz... Yollarda kadın olmak ne gibi tehlikeler içeriyor?
Birçok seyahat rehberinde artık "yalnız kadın gezgin" bölümü olması zaten kadınların yalnız seyahat etmelerinin erkeklerden daha tehlikeli olması yüzünden değilse nedir? Bizimki gibi kadının yerini ev işleri, statüsünü de anne olarak belirleyen kültürler kadar, kadını özgür bir birey olarak kabul etmeye başlamış kültürlerde de yalnız seyahat eden kadına yönelik benzer tehlikeler var.

Siz bu tür tehlikeler yaşadınız mı?
Yolda kitabımdaki Marakeş yolculuğumda; beş kadın seyahat ediyorduk ama Faslılara göre yalnızdık, çünkü erkeksizdik. Erkeksiz kadınlar orada da bizim ülkemizdeki gibi her ilişkiye açık "müsait" sanılır. Bir gece Faslı bir taksi şoförü bizim beşimize aynı terbiyesizlikte davrandı. Bizi "eve atmaya" kalktı. Bizde de aynı şeyler oluyor, yabancı gezgin kadın arkadaşlarımın da burada başına geliyor. Fas'ta o taksiciden kurtulmak için bizim Türk erkekleriyle evli olduğumuzu ve kocalarımızın otelde beklediğini söyleyince şoförün korku içinde özür dileyişi hala o arkadaşlarımla aramızda trajikomik anılarımızdan biridir. Ama her zaman böyle kolay kurtulmak olası değil. Kadınların ne zaman, nereye gideceğini önceden araştırması gerekebiliyor. Öte yandan, sayımız ne kadar çoğalırsa hayat bizim için daha az zor olacaktır. Yani haydi kızlar yollara!

"Yolda" oldukça ilgi gördü ve herkesin elinde. Yolda sürekli kendinizle karşılaşmak nasıl bir duygu?
Okurlardan gelen mektuplarla daha çok mutlu olduğumu itiraf etmeliyim. 1997'den beri internet sitem www.buketuzuner.com ve elektronik adresime her gün onlarca mektup geliyor. Okurlar kitaplarımı didik didik okuyor, dizgi-imla hatalarını bile eleştiriyor, kimileri beğeniyor, kimileri de yeriyor. Yani tepki veriyor, interaktif ilişkiyi seviyorlar. Beni kişisel olarak heyecanlandıran asıl bu okur tepkisi. Eğer saldırgan veya kaba bir dille yazmazlarsa eleştirilerinden yararlandığım da oluyor. Bir yandan da yazdıklarım nedeniyle hayatında olumlu dönüşümler yaşadığını yazanlar var ki, içlerinden bazılarıyla arkadaşlık kurduğum bile oluyor.

Siz kimlerin yol hikayelerini ilgiyle takip ediyorsunuz?
Benim başucu gezi kitabım John Steinbeck'in "Charlie'yle Yolculuklar" adlı seyahatleridir. Charlie yazarın köpeğidir ve Steinbeck orta yaş döneminde eski bir kamyonetle Amerika'yı gezer. Edebiyat lezzeti yüksek seyahat günlükleri, seyahat felsefesi okumak isteyenlere bu kitabı önerebilirim.

Sürekli yaşamak istediğiniz bir yer var mı?
Yıllarca Norveç, Kanada, ABD, Cezayir, Finlandiya'da yaşadım; oralarda öğrenci, bilim araştırmacısı ve yazar olarak yerleştim. Şimdilerde kendimi bir ayağı İstanbul'a saplanmış, kalemli ayağı dönüp dolaşan bir pergele benzetiyorum. Bir derviş gibi dönerek, seyahat ederek...

Yerleşme hissi sizin için ne ifade ediyor?
Yerleşmek, bazı insanlar için ölüme eşdeğerdir. Çünkü Yolda'nın giriş epigramı olarak kullandığım İbn-al Arabi'nin dediği gibi: "Varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlik varlığın içinde yer almaz, çünkü varlık hareketsiz olamaz, olursa kaynağına yani hiçliğe döner. İşte bu yüzden dünyada ve ahrette yolculuk hiç bitmez."

 

< Geri Dön    
Sayfayı Yazdır