Eski Sayılara Erişim
25 Mart 2007
18 mart 2007
11 Mart 2007
4 Mart 2007
25 Şubat 2007
18 Şubat 2007
11 Şubat 2007
4 Şubat 2007
28 Ocak 2007
21 Ocak 2007
14 Ocak 2007
7 Ocak 2007
31 Aralık 2006
24 Aralık 2006
17 Aralık 2006
10 Aralık 2006
3 Aralık 2006
26 Kasım 2006
12 Kasım 2006
5 Kasım 2006
29 Ekim 2006
22 Ekim 2006
15 Ekim 2006
1 Ekim 2006
24 Eylül 2006
17 Eylül 2006
10 Eylül 2006
3 Eylül 2006
27 Ağustos 2006
6-20 Ağustos 2006
20 Ağustos 2006
13 Ağustos 2006
6 Ağustos 2006
30 Temmuz 2006
16 Temmuz 2006
9 Temmuz 2006
2 Temmuz 2006
18 Haziran 2006
11 Haziran 2006
4 Haziran 2006
28 Mayıs 2006
21 Mayıs 2006
14 Mayıs 2006
7 Mayıs 2006
30 Nisan 2006
23 Nisan 2006
16 Nisan 2006
9 Nisan 2006
2 Nisan 2006
26 Mart 2006
19 Mart 2006
12 Mart 2006
5 Mart 2006
26 Şubat 2006
19 Şubat 2006
12 Şubat 2006
5 Şubat 2006
29 Ocak 2006
22 Ocak 2006
15 Ocak 2006
8 Ocak 2006
1 Ocak 2006
25 Aralık 2005
18 Aralık 2005
11 Aralık 2005
4 Aralık 2005
27 Kasım 2005
20 Kasım 2005
13 Kasım 2005
6 Kasım 2005
30 Ekim 2005
23 Ekim 2005
16 Ekim 2005
9 Ekim 2005
2 Ekim 2005
25 Eylül 2005
18 Eylül 2005
11 Eylül 2005
4 Eylül 2005
28 Ağustos 2005
21 Ağustos 2005
14 Ağustos 2005
7 Ağustos 2005
31 Temmuz 2005
24 Temmuz 2005
17 Temmuz 2005
10 Temmuz 2005
3 Temmuz 2005
26 Haziran 2005
19 Haziran 2005
12 Haziran 2005
5 Haziran 2005
29 Mayıs 2005
22 Mayıs 2005
15 Mayıs 2005
8 Mayıs 2005
1 Mayıs 2005
24 Nisan 2005
17 Nisan 2005
10 Nisan 2005
3 Nisan 2005
27 Mart 2005
20 Mart 2005
13 Mart 2005
6 Mart 2005
27 Şubat 2005
20 Şubat 2005
13 Şubat 2005
6 Şubat 2005
30 Ocak 2005
23 Ocak 2005
16 Ocak 2005
9 Ocak 2005
2 Ocak 2005
26 Aralık 2004
19 Aralık 2004
12 Aralık 2004
28 Kasım 2004
     İşte İnsan
     25 Mart 2007
Yaprak Özer
Kimse şikayet etmesin

Gündem seçime kilitlendikçe çevremdeki insanların seçimlere olan ilgisizliği artıyor. Ters orantı dedikleri şey bu olsa gerek. Sabah kalkıp seçim ve türevi bir haber okuyorum, akşam yatana kadar bu konuda konuşuyor, dinliyor ya da etkileniyorum ama çevremdeki özellikle okumuş yazmış, kariyer sahibi ve iradesini serbestçe ifade edecek yetkinliğe sahip insanların sandığa gitmeyeceklerini söylemelerini anlamakta güçlük çekiyorum. Ama aynı insanlar seçim üzerine binlerce senaryo üretip onun üzerinden günlük işlerini yürütüyor. Hiçbir şey yapamasalar mutsuzluklarını ifade ediyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik yönetimlere sahip olan ülkelerde oy kullanmak, kendisini yönetecek olanı seçmek bir vatandaşlık ödevi kabul edilir. Bu her Türk evladına ilkokuldayken sosyal bilgiler dersinde öğretilir. Ama ders kitaplarında yer alan diğer pek çok şey gibi altı doldurulmadığı için ne ifade ettiğini bilmiyoruz. Kime oy vereceğimiz önemli değil, oysa sandığa gitmek ve irademizi kullanmak varlığımızla ilgili temel konulardan biri. Sahip olduğumuz zenginliklerden de birisi. Zaman zaman her ülkede seçimlerde oy kullanmayanlar çıkabiliyor. Oyunu esirgeyenlerin büyük bir kısmı "protest" bir tavır sergilediklerini belirtir, oy vermeye değecek bir siyasi figür bulunmadığını dile getirirler. Doğrudur. Geçen seçimde ve hatta daha öncekinde ben de aynı hissi paylaşıyordum. Oyunu sakınanların bir kısmı da kendisini demokrasinin kök saldığı bir ülkede yaşıyor sanır ve sandığa gidip gitmemesinin önemli olmayacağını düşünür. Ülkedeki hukuk sisteminin ve prensiplerin hakimiyetine aymazsızca güvenir, oysa bizim ülkemizde kurallar gelenle ve gidenle değişir. Bir kısım da kendisini ve varlığını küçümser, onun bir oyu koca denizde ne işe yarar ki?.. Anlatmaya değer mi bilmem ama bir de sandığa gitmeye üşenenler var. Şimdi kim kalkıp gidecek, orada kuyruğa girecek, tırnağına o mürekkebi sürdürecek, yat aşağı diye mışıl mışıl uyurlar. Onlar uyuyup büyürken, organize ekipler sandığa özel tutulmuş otobüslerle taşınırlar. Uyu sen uyu, uyu da büyü! 3 Kasım 2003 seçimlerinden sonra o kadar çok şikayet, o kadar çok tenkit duydum ki, saymakla da anımsamakla da bitmez. Memnuniyetsizliklerini dile getirenlerin önemli bir bölümü sandığa gitmeye üşendi. Ben geçen seçimlerde kızımı da yanıma alıp gidip oy vermiştim. Bu yıl da öyle yapacağım. O zaman minicikti, bugün ilkokulu bitiriyor. Daha fazla anlayacak. Yolda giderken ona kime oy verdiğimin değil, vatandaşlık ödevimi yapmamın önemli olduğunu anlatacağım. Eğer bu ülke benim ise onun kaderinde benim de söyleyecek bir hakkımın bulunması gerektiğini anlatacağım. Bu oy verme konusunun özellikle de bir kadın olarak ne kadar önemli olduğunu söyleyeceğim. Müslüman ülkelerin önemli bir bölümünde kadının hala kendi iradesine sahip çıkmasına izin verilmediğini aktaracağım. Laik bir ülkede yaşayan Müslüman bir kadın olarak ne kadar şanslı olduğumuzu söyleyip, böyle bir şansı elimizin tersiyle itemeyeceğimizi vurgulayacağım. Ve diyeceğim ki, alışverişe çıktığımızda bile kırmızı kazakla yeşil arasında tercih yaparken uzun uzun düşünüp 'evet kırmızıyı seçiyorum' diyebiliyoruz, o zaman bir küçük triko parçasına verdiğim önemi beni yönetecek kişiyi seçerken de vermem gerek. Hayatımın bir daha geri gelmeyecek bir dönemine damgasını vuran, sen büyürken hayatını şekillendiren birini seçme hakkımız varken, kullanmıyorsak o zaman bence demokrasi ayıplarının en büyüğünü işliyoruz demektir. Demokratik meşruiyet sorunu demokrasi fikrinin filizlendiği antik Yunan'dan beri var. Türkiye'de de meşruiyet üzerine sonsuz ve sonuçsuz bir tartışma sürüyor. Çünkü 3 Kasım seçimleri sonrası seçme ve seçilme hakkına sahip yaklaşık 10 milyon kişi, hem ödevi hem de hakkı olduğu halde sandığa gitmedi. AKP'nin aldığı oylar toplam seçmen sayısının yüzde 25'ini yansıtıyor. Önümüzde daha da kritik bir dönem söz konusu, halkın çoğunu yansıtmayan bir irade bir de Cumhurbaşkanı seçecek. Ama bakın sizin gitmediğiniz sandıktan ne çıktı. 1946'dan sonra Meclis'e ilk kez sadece iki parti girebildi. Milli Görüş çizgisinden doğan bir parti ilk kez tek başına iktidar oldu. Seçimler, Cumhuriyet tarihinin en büyük "siyasi tasfiyesi"ne sahne oldu ve ilk kez bir seçimde 490 yeni milletvekiliyle, parlamentodaki sandalyelerin yüzde 89'u yenilendi. Sağ partilerin bir bakıma oylarını artırdığı buna karşın sol partilerin oylarının düştüğü gözlendi. Seçime katılım oranı çok düşük oldu. Sandığa gitmeyen seçmenin önemli bir bölümünün sol seçmenden oluştuğu görüldü. Peki suçlu var mı, varsa kim? Bir siyasi partiyi, Meclis'te çoğunluğa sahip olduğu ve dilediğini yapabildiği için suçlayabilir misiniz? Ona bu yetkiyi doğrudan ya da dolaylı olarak siz vermediniz mi? Bugün A partisi, yarın B partisi sizin sayenizde bu durumdan fayda sağlamayacak mı?.. Kimse şikayet etmesin, boşuna bir suçlu aramasın; ille de aramak istiyorsa, çok uzağa gitmesin, sandığa her ne neden olursa olsun gitmeyen suçludur. Sandık başına gidildikten sonra oyların nasıl dağıldığı ve niye dağıldığı siyasetçi / sosyolog / ekonomistlerin işi. Sandıkta hile yoksa tartışacak bir şey yok. Demokrasiye inanıyorsak, o zaman sandıktan çıkacak sonuca saygı göstereceğiz. Ama hem sandığa gitmeyeceksin, hem çıkan sonucu beğenmeyeceksin, sonra "neden" diye dizini döveceksin. Demokrasinin en önemli unsuru seçimler. Başka nasıl demokrasi olur bilmiyorum.

[  Bu yazı hakkında fikir beyan etmek istiyorum  ]
[  Geri  ] [  Ana Sayfa  ] [  Yukarı  ]
indeks: Hizmetler
 İndeks Kurumsal Dergiler
Tasarım ve içeriğiyle göz dolduran kurum yayınları için tıklayın...
 Vs Dergisi
Vestel’in, teknoloji, yönetim ve pazarlamada yoğunlaşan kurumsal imaj dergisi.
 Yaşa Dergisi
Yaşar Grubu’nun sanata, doğaya, hayata dair kurumsal imaj yayını.
 Siemens Diyalog Dergisi
Siemens çalışanlarının ruhunu yansıtan başarılı bir iletişim projesi.
 Zorlu Dergisi
Zorlu çalışanları Zorlu Dergisi’nde; banka, tekstil, enerji, teknoloji, pazarlama...
 Dyorum Dergisi
Türkiye’nin en büyük boya markası DYO'nun kurumsal imaj yayını.
 Yaşam Pınarım Dergisi
Gıda devi Pınar’ın yemek kültürü, sağlıklı beslenme üzerine pazarlama yayını.
 Taç Style Dergisi
Taç’ın, toptancıdan bayiye; mağazadan tüketiciye uzanan kurum yayını.
 Made In Vestel Dergisi
Vestel’in bayi ve servis ağı için kurgulanmış kurum içi yayını.
 Boru Hattı
Türkiye çelik boru sektörünün lideri Borusan Mannesmann Boru'nun kurumsal iletişim yayını.
 Sanofi Aventis
Yakın geçmişi ve güncel gelişmeleri analiz eden kurumsal toplantı serisi.
 İş'te Performans
Bimsa Uluslararası İş, Bilgi ve Yönetim Sistemleri A.Ş.'nin kurumsal yayını
 edu
Hisar Eğitim Vakfı Okulları'nın üç ayda bir yayınlanan eğitim dergisi
 Borçelik Bülten
Borçelik Çelik Sanayi Tic. A.Ş’nin kurumsal yayını.
 Sanovizyon
Sanovel İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin kurumsal yayını.
 Jival Magazin
Kuyum sektöründe faaliyet gösteren Jival'in kurumsal iletişim yayını.
 aveatime
Avea'nın içeriği ve tasarımıyla yenilenen iç iletişim yayını.
 Starbucks Add Shot
Starbucks Add Shot, Starbucks Coffee'nin iletişim yayını
indeks: Tamamlanan projeler
İndeks İçerik ve İletişim Danışmanlık Tic. Ltd. Şti. Copyright 2003 © - Kullanım Koşulları